Kültür ve kitap yazarı

Nermin Sayar

Edebiyat öğretmenliğinden yazarlığa geçti. Kitaplar, kütüphaneler ve okuma alışkanlıkları üzerine yazıyor.

Sabah bülteni

Günün önemli haberleri e-postanızda. Ücretsiz; aboneliğinizi istediğiniz zaman bırakabilirsiniz.

Kültür-Sanat kamusal alan · kütüphane

Kütüphane, şehrin son ücretsiz salonu

Hiçbir şey satın almadan saatlerce oturabileceğimiz nadir yerlerden biri olan halk kütüphaneleri, kitaptan çok daha fazlasını barındırıyor.

Şehirde bir kafeye oturduğunuzda, bir süre sonra garsonun bakışlarından masayı boşaltmanız gerektiğini anlarsınız. Alışveriş merkezinde vakit geçirmek, bir şey almadığınız sürece tuhaf bir huzursuzluk yaratır. Parkların bankları ise yağmurda, karda ya da kavurucu sıcakta pek işe yaramaz. Peki bir şehirde, hiçbir şey satın almadan, kimseye hesap vermeden saatlerce oturabileceğiniz kaç yer kaldı?

Bu sorunun cevabı çoğu şehirde neredeyse tek kelimedir: kütüphane.

Kitaptan fazlası

Geçenlerde mahallemizdeki halk kütüphanesinde bir öğleden sonra geçirdim ve etrafımdaki insanları gözlemledim. Sınava hazırlanan üniversite öğrencileri, bilgisayarında iş başvurusu dolduran orta yaşlı bir adam, torununa masal kitabı okuyan bir büyükanne, gazete sayfalarını yavaşça çeviren emekliler, evde ders çalışacak sessiz bir köşesi olmayan liseli gençler. Bu insanların bir kısmı kitap okumak için değil, sadece güvenli, sıcak ve sessiz bir yere ihtiyaç duydukları için oradaydı.

Kütüphane, bir toplumun "herkes buraya ait" demenin en sessiz ama en güçlü yoludur.

Modern kütüphaneler bu rolü giderek daha bilinçli üstleniyor. Kimi dijital okuryazarlık kursları veriyor, kimi çocuklar için hafta sonu atölyeleri düzenliyor, kimi yaşlılara akıllı telefon kullanımını öğretiyor. Bazıları ödünç alınabilen dikiş makineleri, bahçe aletleri ya da müzik aletleri bulunduruyor. Kütüphane, kitap deposu olmaktan çıkıp bir mahalle merkezine dönüşüyor.

Ne var ki bu kurumlar çoğu zaman bütçe kesintilerinin ilk hedefi oluyor. Çalışma saatleri kısalıyor, yeni yayın alımı azalıyor, deneyimli kütüphaneciler emekli olduğunda yerleri doldurulmuyor. "Artık herkes internetten okuyor" düşüncesi, kütüphanenin yalnızca kitapla ilgili olduğu yanılgısına dayanıyor.

Oysa dijital çağda kütüphanenin önemi azalmadı, tersine arttı. İnternete erişimi olmayan, evinde bilgisayarı bulunmayan, doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırmakta zorlanan milyonlarca insan için kütüphane hâlâ en güvenilir kapı. Üstelik bir kütüphanecinin rehberliği, hiçbir arama motorunun sunamayacağı bir insani dokunuş taşıyor.

Belediyelerin ve yerel yönetimlerin kütüphaneleri bir gider kalemi olarak değil, sosyal altyapının parçası olarak görmesi gerekiyor. Akşam saatlerine ve hafta sonlarına uzayan çalışma saatleri, çocuk ve genç bölümlerine ayrılan kaynaklar, mahallelere yayılan küçük şube kütüphaneleri, bir şehrin ruhuna yapılan en verimli yatırımlar arasında.

Kütüphanecilerin emeği de bu tabloda çoğu zaman görünmez kalıyor. Bir öğrenciye doğru kaynağı gösteren, yaşlı bir okura e-devlet şifresini nasıl alacağını anlatan, kalabalık bir çocuk grubuna masal saati düzenleyen bu meslektaşlar, aslında bir sosyal hizmet uzmanı, bir öğretmen ve bir rehber gibi çalışıyor. Onların mesleki gelişimine yatırım yapmak, kütüphanenin rafları kadar önemli. İyi bir kütüphaneyi binası değil, içindeki insanlar yaşatır.

Her şeyin bir fiyatının olduğu şehirlerimizde, kapısından girene "ne alacaksınız" diye sormayan son yer belki de kütüphane. Onu korumak, aslında kamusal hayatın kendisini korumak demek.

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yazın

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.

Bu konuda daha fazlası